Konut Haberleri
11 Eki 2012 12:23 Son Güncelleme: 10 Oca 2019 00:04

Serdar İnan İşi Gerçekten Yapmak!

Kaçımız işimizi yaparken tam konsantrasyon yaşayarak hedefe kilitlenebiliyoruz? Yoksa dışarıdan bizi kontrol eden gözlere: ‘Bak ben işimin başındayım.’ mesajı vermeye mi çalışıyoruz? Hedefimiz nedir? İşimizi az zamanda, yüksek kalitede ve en az maliyette yapmak mı? Yoksa bizi takdir etme

Serdar İnan İşi Gerçekten Yapmak!

Bu sorunun cevabını anlayabilmek için motivasyon beklentilerimize bakmamız yeterli. Eğer bizler motivasyonumuzu çevremizde, amirimizde, ailemizde ararsak, onların beklentilerine cevap vermekle zamanımızı harcarız, yok eğer motivasyonumuzu işimizi doğru yapmış olmaktan alıyorsak, işte o zaman doğru yoldayız demektir. Motivasyon, bu manası ile sabah kalktıktan itibaren bize ne yapacağımızı fısıldar. Yani kısaca motivasyon bir sıvıdır, ister benzin pompasından çek harekete geç, ister su istasyonundan çek yerinde kal. Burada kabahat ne pompada, ne sıvıda, nereden çekeceğini bilmeyen bizlerde.

Kısaca iş hayatından beklentilerimizi başkalarının bizlere söyleyeceği aferinlere dayandırırsak, onların görüp algılayabildiği kadar iş yapar buluruz kendimizi. Bahaneler içsel kalelerimiz olur, bir türlü dışarı çıkmaz, hakkı teslim etmeyiz. Bize söylenen sözlere ve de söylenmeyenlere dikkat etmez, soru sormaz devamlı kendi kalemizden dışarıya sözler yağdırırız. Bu işlemi yaparken kendimizden o kadar emin oluruz ki, zaten o kişinin bizimle ilgili kanaatidir hedefimiz ve hedefimiz olan kişiyi fethettiğimize inanırız, bunca söz söyledikten sonra elbet bize inanacaktır diye düşünürüz. Ama çevremizde bizi gözleyen üstümüz olmadığında ise rehavet kaplar bizleri.

Kendimizin bile duymadığı, kısık bilinçaltı sesimizle kendimizi kandırır dururuz. Hedefimizin iş değil ama kişiler olduğunu bir türlü su üstündeki aklımıza itiraf etmeyiz, edemeyiz. Bu halimizi anlamanın en kestirme yollarından biri, bizi taltif edecek amirimiz ya da patronumuz etrafta ise ağzımız ve bedenimiz çalışmaya başlar. ‘Hani amacımız işti?' diye o noktada sormayız. Patrona kendimiz çalışırken gösterilmiş, kanaat hasıl olmuş, artık yılbaşı mutlaka zammı alırız diye düşünürüz. Eeee mutlaka yanlış ve eksik düşünürüz.

Ama gerçekten işimizi verimli kılmak ise amacımız; yalnızken de, yoldayken de, tatildeyken de mutlaka farklı olacaktır tavrımız. Pazarları telefonumuzu kapatmaz, arayıp bulamayana masal anlatmaz, işimizi hedef alır onunla yatar onunla kalkarız. ‘İşte o kadar çalışıyorum bir türlü amirim beni anlamıyor' deyip, ‘Bu şirkette motivasyon anlamında bir çaba görmüyorum' deyip, ‘ Boşuna bu şirkette dirsek çürütüyorum' deyip, işin içinden çıkmayız, çıkamayız. Performansından sorumlu olmadığımız kişilerin hata ve eksikleriyle ilgili, ilgili kişiye değil ama başkalarına uzun uzun cümleler kurmaz, işimizin başarılmasıyla ilgili neler yapılacağıyla ilgili sorular sorar söylenenleri ve söylenmeyenleri dikkatle dinler, tespitimizi tam yapar, yorumlar ve karara bağlarız. Aldığımız kararı istişare eder ve anons ederiz. Yetki değil ama sorumluluk peşine düşeriz, bir hata oluşmuş ise bizimle az ilgisi de olsa, o ilgiyi kabul eder ve düzeltmenin yolunu ararız.

Evet, ben derim ki; hangi istasyonun önünde beklediğimize ve depomuza koyduğumuz sıvının muhtevasına bir daha bakalım. Eğer koyduğumuz benzin değil ise ne arabaya, ne pompaya, ne de sıvıya kabahat bulalım. Bence depomuzu güzel bir yıkatıp, başka pompaya geçelim, sonra da ağız tadıyla kontağı çevirelim.

ETİKETLER
#serdar inan